Bir Anne’nin Doğum Tecrübesi

Herkesin doğum tecrübesi benzersizdir ve her biri yepyeni maceraların başlangıcıdır. Eveet… Bir Bebek Bir Anne’ye doğum tecrübemi ve doğuma nasıl hazırlandığımı yazarak başlamak istedim. Öncelikle hamileliğimin bir iki mide yanması ve alınan 20 kg dışında beni üzmediğini söyleyebilirim. Gel gör ki doğumdan ve sonrasındaki bilinmezlikten de alttan alta korkmuyor değildim. Kasım ayında hamile kalmıştım ve doktorumuz Olgu’nun beklenen doğum tarihinin Ağustos ayının ilk haftası olduğunu söylemişti.

Gel zaman git zaman ben Temmuz’un ilk haftası hazır ola geçmiş, askeri bir disiplinle son hazırlıkları tamamlamıştım, çünkü canım Olgu’m her an gelebilirdi neden gelmesindi. Ve fakat oğlumun keyfi orada pek yerinde olacak ki (bence bir insanın ömründe en huzurlu zamanı olabilir) 37, 38, 39 derken 40. haftanın sonuna geldik tık yok. Aslında bu durum çok normal ve bunu biliyor olmama rağmen bir telaş bir stres sardı dört bir yanımı. Zaten bir bebeğin normal koşullar altında gelişi 38-42 haftaları buluyor. Belki de sabırsızlık, yok yok tamamen sabırsızlık. Tabi ben bu arada normal doğum yapmayı “tercih ettiğim” için üzerine çok okumuş araştırmış, her gün düzenli hamile yogasını yapmış ve hatta o günün ağrısını, ıkınmasını ve diğer olabilecekleri yer yer hayali yer yer de gerçekten simüle etmiştim.  40. haftanın sonuna doğru doktora gidelim yavruyu bir görelim her şey yolunda mı acaba dedik, bir kaç gün sonraya randevumuz vardı aslında ama işte dedim ya bir sabırsızlık bir telaş. Evde annem eşim ben, birimiz konuyu açsa yetiyor. Neyse gittik gördük yavruyu doktor baktı inceledi, dedi yavrununun boynuna kordon dolanmış, risk almayalım sezaryen öneriyorum. E şimdi sen zaten diken üstündesin sorun mu var, her şey yolunda mı derken hoop kafalar çorba. Dedik olabilir, biz bunu bir düşünelim size haber verelim. Canım doktorumuzun gözünde bir parlama gördüm o an Aslında kordon dolanmasının doğumlarda çok sık yaşandığını ve bunun normal doğum önünde çok da problem olmadığını biliyordum. Ama risk almak vs gibi kelimeler kullanılınca orda bir bulanma oluyor insanda. Bir de son haftalarda benim kilo olayınının ayarı kaçınca, ben bu bünye ve bu kilolarla nasıl doğuracağım  bu çocuğu iç kemirmesi de başladığından tamam dedik “kes gitsin”. Kararı verdik ertesi sabaha da her şey ayarlandı, oğluşla kavuşulacak. Kavuşulacak harika da ben aylarca hem fiziken hem psikolojik olarak normal doğuma odaklıyım, normal doğumla ilgili ne varsa okundu araştırıldı ama sezaryenle ilgili hiç bir fikrim yok. Doğumum normalde olabilir sezaryen de o gün nasıl olması gerekiyorsa öyle olsun dememe rağmen hiç ona hazırlanmadığımı farkettim. E bir günden bile az bir zamanda da buna odaklanmaktansa “kendini akışa bırak, yarın oğlunla buluşuyorsun” dedim ve kendimi sakinleştirdim. 

Sabah erken bir saatte hastaneye gittik, doktorun normal doğumu çıktığından önceliği ona verip beklemeye geçtik. Sonra yavaş yavaş hazırlamaya başladılar beni, tabi bu sürede benim ameliyat olacağım ve bir yerimin kesilecek olması fikri sinsice arka plandan kendini göstermeye başladı. Hemşire ve eşimle beraber bir tekerlekli sandalye üzerinde ameliyathanenin önüne geldik. Aşırı dar kapısının önünde intern olduğunu tahmin ettiğim bir kişi bana önümde duran terlikleri giyip içeri girebileceğimi söyledi. Ben o terlikleri değiştirirken ve o kapıya yaslanırken sanki dersin iki dünya arası geçiş yapıyormuşum gibi tüm korkularımı giyinerek içeri girdim. Öyle aptallaşmıştım ki hala içimi kemiriyor, yazarken frenliyorum canım eşimi öpmedim, arkama bile bakmadan öylece gidiverdim. Sedyeye yatırıldıktan sonra da iyice üşüştü korkular ve ben o kadar kendime ve korkularıma odaklanmıştım ki bebeğimle iletişimi koparmıştım. Oysa tüm doğum süresince onunla iletişimde kalacaktım, öyle planlamıştım öyle düşünmüştüm. Nefes çalışmıştım o kadar doğum anında uygulayacaktım, burnundan derin bir nefes al karnını şişir ve yavaşça yine burundan bırak, hepsi de yalan oldu. Hemşire kıza benimle konuş diyordum ve tutacak bir el arıyordum. Eşimi almamışlardı içeri böyle saçmalık olmaz olsundu. Bu kadar korku, muhtemelen küçük bir ganglion operasyonunda tam uyuşturulmayıp sedyede zıp zıp zıplamamdan kaynaklanıyordu. Velhasıl oğluş Olgu’nun ağlama sesiyle kendime geldim ve ben de onunla birlikte ağladım. Çok çok kısa bir süre yanak yanağa temas ettik, onu temizleyip odaya babaya götürdüler, beni de toparlayıp taa 40-45 dk sonra odaya çıkardılar. Yani ben oğlumla 9 ay birken tam da kavuşum öpüşüm koklaşım zamanı neredeyse bir saate yakın ayrı kalmıştık.

Sonra odada buluştuk buluşmasına da, ben hem narkozun etkisinden hem sargılar, ordan burdan sarkan hortumlar vs derken bebeğimle çok hemhal olamamıştım. Oysa onu da öncesinde düşünmüştüm bütün gün üstümde kalacaktı, bütün gün emzirecektim ama öyle olmadı. Emzirir emzirmez eşim ya da annemden üzerimden alıp yatırmalarını istemiştim bebeği. Onun yatağı hemen benim yatağımın yanındaydı, işte şu şeffaf kutumsu yataklardan. Odada buluştuğumuzdan beri üzerimde tutamıyordum belki onu ama gözümü de bir an olsun üstünden de ayırmıyordum. Ta taam annelik yükleniyor… Bu gelen “kedi ruhu güdüsü” olmalıydı. Gözüm üzerinde kimseyi yanaştırmam, kuyruğum dik. Ertesi sabah çıkışımızı yapıp evimize gidecektik fakat Olgu’nun normalin üzerinde bilirubin seviyesi olmasından mütevellit “sarılık” teşhisi ile bir gün yoğun bakımda kalması önerildi. Moraller bozuldu tabi ama kabul ettik.

Kıssadan hisseye gelirsek pek çok tecrübeli annenin de dediği gibi doğum, önceden planladığın ve senin istediğin gibi gitmeyebilecek bir tecrübe. Aylarca her türlü doğum şekli olabilir nasıl olması gerekiyorsa öyle olsun deyip alttan alttan normal doğum yapacağıma tam inanış aldatmacasından bildirdim. He bir de eşleri sezaryen de olsa doğuma alsınlar arkadaş, yada her kim isteniyorsa yanı başta. Son olarak da ilk gün yapıştırın bebenizi üstünüze, sarın kendinize, üstünüzde uyusun, koklayın birbirinizi. 

Herkese şahane doğumlar diliyorum.

Bir Anne’nin Doğum Tecrübesi” için 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir